Ana içeriğe atla

Kayıtlar

140 Karakterlik İnsan

Bazı sayılar hesaplanmaz; yaşanır. 42, bir kuşağın zihninde evrenin sorusu unutulmuş cevabı olarak dolaşır. 140 ise başka bir çağın sessiz parolasıdır. Evrenin sırrı 42 olabiliyorsa modern hayatın sırrı neden 140 olmasın? Biri bir şakaya, diğeri ise farkına varmadan içine yerleştiğimiz yeni bir düşünme biçimine açılan kapıdır. Başlangıçta her şey sıradandı. Bir kısa mesajın taşıyabileceği kadar kelime, bir ekranın gösterebileceği kadar cümle... Sonra görünmez sınırlar inşa edildi. Bu sınırları yalnızca mühendisler çizmedi; insanı anlamaya çalışan disiplinlerin ortak aklı, algoritmaların içine usulca yerleşti. Teknoloji yalnızca makineyi değil, insanı da tasarlamaya başladı. Sınırlar zamanla ortadan kalktı. Ama insan, en çok alıştığı duvarların mahkûmudur. İnsan beyni uzun yolları sever. Bir düşünceden diğerine yürümeyi, anılar arasında dolaşmayı, birbirini hiç tanımayan iki kavramı aynı masaya oturtmayı... Hafıza böyle örülür. Öğrenme böyle derinleşir. Nöronlar birbirlerine görünmez kö...
En son yayınlar

Yobaz (Yalan İki)

Evden çıktım ve her zamanki gibi, çocukluğumda öğretildiğim şeyi tekrarladım; önce sağıma sonra soluma baktım. Bu kez her zamankinden uzun… Evin basamaklarında durduğumda sağ tarafta, kendimi bildim bileli orada olan ve görüşümü engelleyip, her daim beni rahatsız eden duvarın yerinde olmadığını fark ettim. “Görüşüme duvar örmüştü eski sahipleri ama keşke onlar geri gelse de duvarlarını ben örsem” dedim. Önceki sene sol yanımızdaki çökmek üzere olan evin girişini çevirdikleri demir bariyerleri de kaldırmışlardı. O bariyerler benimle birlikte sanki tüm semti çevreliyorlardı. Sokak kapısından her çıkışımda, tam da açık havaya çıkarken, başıma geçirilmiş ve görüşümü kısıtlayan at gözlükleri gibi görürdüm o engelleri. Sanki önce sağıma ve sonra soluma bakıp ilk anda sokağımı göremediğimde kendimi hazır hissetmezdim çıkıp dolaşmaya. Bugün bu nedenle biraz daha uzun bir süre, önce sağımda olmadığına şükrettiğim duvarı aşarak baktım ve selam verdim o tarafa doğru. Sokak uzunca bir zamandır old...

Nebula Bilişim 20 yaşında!

Bir misyon bir okul 20 yaşına ulaştı. Nebula Bilişim bugün itibariyle 20. Yılında… Bir masanın etrafında toplanmış dört kişi kafa kafaya ne yapacağımızı konuştuğumuz günleri dün gibi hatırlıyorum. Marka adı, logo-fatura-irsaliye-kartvizit tasarımları, muhasebe işlemleri, ofisin bulunması-dekorasyonu, kuruluş için gerekli resmi hazırlıklar. Neredeyse tüm işlemleri kendimiz yaptık. Elbette bazı arkadaşlarımızın desteklerini de hiç bir zaman unutmayacağız. Nebula’nın ilk kurulduğu günlerde maliyetlerimiz artmasın diye evimdeki masa üstü bilgisayar ve ekranlarımı ofise taşıyışım ve aylarca onları kullandığımız hala hatırımda. Mesela faks cihazına bütçe ayırmamak için yaptıklarımız bugünkü nesle çok komik gelirdi. Muhasebe yazılımı olarak kullandığımız çözümü adam etmek için az çaba sarf etmedik. Mutfak gereçlerimizi temiz tutmak için yaptıklarımızı kime anlatsam inanmaz! Aşağıdaki fotoğraflar çalışma ortamımızın ilk fotoğrafları olabilir. Yok merak etmeyin, bunları o eski günler ede...

Yardım Faaliyetleri ve Organizasyonu Hakkında

17 Ağustos 1999 depreminde sahada bizzat bulunmuştum. Yardım malzemesi yüklü kamyonlarla saha gitmiş. Elimizden gelen çabayı sergilemiştik. O gün kendi başına yapılan organizasyonların eğer çok boyutlu ve iyi planlanmamışsa başarıya ulaşmayacağını anlamıştım. Bugün geldimiz noktada 99 ile kıyaslanamayacak kadar çok yol kat etmiş durumdayız. Afet sonrası hazılıklar ve koordinasyon geçmiş ile kıyaslanamayacak kadar ileri seviyede. Yeterli mi? Değil! Daha iyi mümkün mü? Her zaman! Ancak bir konunun çok net altını çizmemiz gerekiyor. Sivil toplum kuruluşları ve yardım dernekleri bu tarz felaket anlarının vazgeçilmez kuruluşlarıdır. Onlar olmasa şu an şikayet edecek bir şeyimiz dahi olamazdı. Birkaç yıl önce (2011) bazı yardım kuruluşlarının (Deniz Feneri, Lösev ve Mehmetçik Vakfı) kurban bağışı organizasyonundaki usülsüzlükler ortaya çıkmıştı. Bu kuruluşların simsarlar ve aracılar tarafından kandırıldığı ve aslında ilgili vecibelerin ya hiç ya da eksik yerine getirildiği ortaya çıkmıştı. A...

Hazırlıklı olmak...

Türkiye'de 6 Şubat 2023 günü öyle bir deprem fırtınası yaşadık ki 10 şehrimiz hayatı tamamen durdurcak bir yıkımla karşı karşıya kaldı. Kahramanmaraş, Hatay, Malatya, Adıyaman gibi şehirlerimiz afeti aynı gün 2 kez yaşadı. Bu çağda bazı şeyleri uzun anlatmak çok zor. Çağ hızlı tüketim çağı ve bu nedenle uzun metinlerden hoşlanmıyoruz. Eğer varsa eskiler bile videoları tercih ediyor. Böyle bir girizgaha ne gerek vardı inanın ben de bilmiyorum. Belki de o kadar doluyum ki kısa kısa yazıp geçmek canımı sıkıyor. 17 Ağustos 1999 depreminde organize olabilecek bir ortam yokken sivil inisiyatif ile herkes bir işin ucundan tutmaya çalışmıştı. Naçizane bir şekilde ben de katkıda bulunmak için bir ekibin parçası olarak bölgeye gitmiştim. Elimizde 4 kamyon malzeme ile sokak sokak dolaşmış ve yardıma ihtiyacı olanlara yardım etmeye çalışmıştık. Sonunda ihtiyacı olanlara tam anlamıyla ulaşamadan ve bir yaraya doğru düzgün merhem olamadan dönmek zorunda kalmıştık. Yardım malzemelerini teslim ede...

Ne çok şey oluyor oysa...

Günlük tutmaya eli gitmiyor insanın. Ne çok kişi göçtü geçtiğimiz yıl diye yazıyordum birkaç yazı önce. Ama o zaman daha kayıpların bitmediğini bilmiyordum. Beklemiyordum. İnsan beklemediği yerden yara alıyor. Bir, iki, üç... Bitmiyor. Eksiliyorum. Giden gidiyor da geri kalan her seferinde biraz daha eksiliyor. Yazamadım. Çocukluğumdan büyük bir parça gitti. Gençliğimin en sert, en güzel, en mert anıları gitti. Yazamadım. Öğretilerim, öğretmenlerim, dostlarım, akrabalarım gitti. Biriktirdiklerimi de alıp gittiler. Yazamadım. Bunu not düş tarihe, tarihinde not düş diye düşündüm çok zaman. Elim gitmedi bir türlü. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), "Kişiye nasihat olarak ölüm yeter" buyurmuş. Geriye bakıp düşündüğümde ölümle gerçekten tanıştığım ilk zaman 17 yaşında olduğumu hatırlıyorum. Ölümün ne olduğunun musallada yatan abim ile tek başıma kaldığımda fark etmiştim. O günü hiç unutmadım. O gün gibi hiç üzülmedim. Ama bu sene bir başka... Artık kayıplardan, cenazelerden, bizzat içi...

Boşluk

Zaman hayatın belirli dönemlerinde kendi yasası gereğince farklı hızlarda akıyor. Bebeklikte, çocukluk, gençliğe kadar çok farklı, gençlik döneminde daha farklı... Ama orta yaşlara geldiğinizde bu kavram zıvanadan çıkıyor sanırım. Az önce buradaki son yazımı okudum. Üzerinden 1,5 yıldan fazla zaman geçmiş. Soran herkese söylediğim gibi uzunca bir zamandır "hayatın rutinine sıkışıp kalmış" durumdayım. "Rutin" ne çok severim! Oysa ne çok şey oluyor hayatta... Örneğin, 4 ve 5,5 yaşlarında iki çoçuğum var. Onların günlük akışı bile ciltler doldurur. Bugün ufak olan yapboz parçalarından teleskop yapıp; "Baba bak bununla göğe bakıp yıldızları görebiliriz." dedi. Ama heyhat rutine sıkışmışlık işte. Zaman onlar ve benim için farklı işliyor! Yıllar yılları kovalamış 20 yıldan fazladır aynı kişilerle birlikte çalışıyoruz. Muhtemelen bazılarıyla anam-babamdan bile fazla zaman geçirmişim. Ne garip... Son sene içerisinde iki büyük çınar vermişim toprağa; önce babanem v...