Bazı sayılar hesaplanmaz; yaşanır. 42, bir kuşağın zihninde evrenin sorusu unutulmuş cevabı olarak dolaşır. 140 ise başka bir çağın sessiz parolasıdır. Evrenin sırrı 42 olabiliyorsa modern hayatın sırrı neden 140 olmasın? Biri bir şakaya, diğeri ise farkına varmadan içine yerleştiğimiz yeni bir düşünme biçimine açılan kapıdır. Başlangıçta her şey sıradandı. Bir kısa mesajın taşıyabileceği kadar kelime, bir ekranın gösterebileceği kadar cümle... Sonra görünmez sınırlar inşa edildi. Bu sınırları yalnızca mühendisler çizmedi; insanı anlamaya çalışan disiplinlerin ortak aklı, algoritmaların içine usulca yerleşti. Teknoloji yalnızca makineyi değil, insanı da tasarlamaya başladı. Sınırlar zamanla ortadan kalktı. Ama insan, en çok alıştığı duvarların mahkûmudur. İnsan beyni uzun yolları sever. Bir düşünceden diğerine yürümeyi, anılar arasında dolaşmayı, birbirini hiç tanımayan iki kavramı aynı masaya oturtmayı... Hafıza böyle örülür. Öğrenme böyle derinleşir. Nöronlar birbirlerine görünmez kö...
Evden çıktım ve her zamanki gibi, çocukluğumda öğretildiğim şeyi tekrarladım; önce sağıma sonra soluma baktım. Bu kez her zamankinden uzun… Evin basamaklarında durduğumda sağ tarafta, kendimi bildim bileli orada olan ve görüşümü engelleyip, her daim beni rahatsız eden duvarın yerinde olmadığını fark ettim. “Görüşüme duvar örmüştü eski sahipleri ama keşke onlar geri gelse de duvarlarını ben örsem” dedim. Önceki sene sol yanımızdaki çökmek üzere olan evin girişini çevirdikleri demir bariyerleri de kaldırmışlardı. O bariyerler benimle birlikte sanki tüm semti çevreliyorlardı. Sokak kapısından her çıkışımda, tam da açık havaya çıkarken, başıma geçirilmiş ve görüşümü kısıtlayan at gözlükleri gibi görürdüm o engelleri. Sanki önce sağıma ve sonra soluma bakıp ilk anda sokağımı göremediğimde kendimi hazır hissetmezdim çıkıp dolaşmaya. Bugün bu nedenle biraz daha uzun bir süre, önce sağımda olmadığına şükrettiğim duvarı aşarak baktım ve selam verdim o tarafa doğru. Sokak uzunca bir zamandır old...