Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kısalardan etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Yobaz (Yalan İki)

Evden çıktım ve her zamanki gibi, çocukluğumda öğretildiğim şeyi tekrarladım; önce sağıma sonra soluma baktım. Bu kez her zamankinden uzun… Evin basamaklarında durduğumda sağ tarafta, kendimi bildim bileli orada olan ve görüşümü engelleyip, her daim beni rahatsız eden duvarın yerinde olmadığını fark ettim. “Görüşüme duvar örmüştü eski sahipleri ama keşke onlar geri gelse de duvarlarını ben örsem” dedim. Önceki sene sol yanımızdaki çökmek üzere olan evin girişini çevirdikleri demir bariyerleri de kaldırmışlardı. O bariyerler benimle birlikte sanki tüm semti çevreliyorlardı. Sokak kapısından her çıkışımda, tam da açık havaya çıkarken, başıma geçirilmiş ve görüşümü kısıtlayan at gözlükleri gibi görürdüm o engelleri. Sanki önce sağıma ve sonra soluma bakıp ilk anda sokağımı göremediğimde kendimi hazır hissetmezdim çıkıp dolaşmaya. Bugün bu nedenle biraz daha uzun bir süre, önce sağımda olmadığına şükrettiğim duvarı aşarak baktım ve selam verdim o tarafa doğru. Sokak uzunca bir zamandır old...

Hayatımın Kitabı - (Yalan Bir)

Hafta sonu Kadıköy'de bir kitapçıya girdim. Rafların, ortaya dizilmiş kitapların arasında ne aradığını çok iyi bilen biri edasıyla dolaşmaya başladım! Bazı kitapları alıp inceledim. Hafiftiler! Kapak tasarımları ya da başlıkları değildi ilgilendiğim. Bazılarının yazıları çok büyüktü, seyrektiler! Yazarları ya da konusuyla da pek ilgilenmiyordum ama yine de yazarlar konusunda bir ön hazırlığım olmadığı söylenemezdi. Bazı yazarların çok "mantıklı" bazılarının çok "içten" yazdığını biliyordum. Bazı yazarlar içinden geldiği gibiydi! Dersime çalışmıştım! Ama bu da değildi aradığımı bulmama yardımcı olacak şey. Aklımdaki bir şeyi arıyordum! Aradığım kitap biraz ağır ve dolu olsun istiyordum.

Boş Kutu

Hayat çok kötü gidiyordu. En az üç bacak üstüne oturması gereken hayatın tüm bacakları sakattı. Bir iskemle gibi dört bacaklı hayatları olanlar bile varken, onun hayatı zorluklar, eksiklikler ve üzüntülerle örülmüştü sanki. Her ne kadar hayatından şikâyet ederken görülmese, duyulmasa da zordu hayatı. Hem de dışarıdan bakıldığında acınacak kadar zor. Çocukluğunda hiç eksiklik çekmemişti. Daha doğrusu ailesi öyle bir büyütmüştü ki eksikliğin ne olduğunu bilmiyordu. Bir oyuncağı varsa ikincisinin olması gerekir miydi? O biriyle oynuyordu ve eğleniyordu ya. Daha ne isteyebilirdi. Ayrıca arkadaşları vardı, etrafından hiç eksik olmayan. Oyuncaklarda neydi ki! Karınları doyuyordu. Varsın pastırması, kaymağı eksik olsundu kahvaltı sofrasının. Kuru fasulyenin yanında ortada ev yapımı bir turşu varsa insan daha ne isteyebilirdi ki! Hiç eksiklik hissetmemişti. Daha doğrusu eksikliğin ne olduğunu bilmiyordu. Öğretilmemişti ki! Gençlik yılları zor muydu? O da bilmiyordu. Hep etrafında daha...

Yabancı

Köyün girişinde durmuş suyun başında oturan yaşlı adama bakıyordu. Dayanamayıp yüzü o topraklarda yaşadığını kanıtlarcasına derin çizgi ve çatlaklarla dolu olan adama yaklaştı. Şehirden getirdiği kuru mizah anlayışıyla "Kredi kartı geçiyor mu amca?" diye sordu, bir sohbet başlatabilmek amacıyla. Yüzündeki sertlik bir anda ürkütücü gelen yaşlı adam gülümseyerek cevap verdi; "Güzel kız bu hangi diziden?" O ana kadar nerede olduğunu anlamamışçasına bakan kız bir anda irkildi ve geri çekildi. Yakıştırılan bu dizi karakteri maskesi onu rahatsız etmiş, bugüne kadar eleştirdiği o karakterlerden birine benzetilmek incitmişti. Sonra kendiside bunun iyi bir yöntem olmadığına hak verip tekrar denemek istedi. Ancak çeşme başındaki sandalye boştu. Nasıl olurdu; daha şimdi buradaydı ve "ince esprisine" sağlam bir cevap almıştı o adamdan. Yine başladığı yere mi dönüyordu? Her şeyden kaçmasına neden olan o sinsi, kaba, kabul edilemez illet yeniden mi sarmıştı etrafın...

Başrol

Çok uzun zaman önce bir teklif geldi: Kendi hayatının başrolünü oynamak isteyip istemediğini soran. “Acılar içinde kıvranmayacaksam, çok sevilip çok seveceksem, mutlu bir yaşantı olacaksa neden olmasın?” diye yanıtladı ve sessizliği sorusuna olumlu bir yanıt olarak aldı. Rolüne ağlamayla başladığı ilk gün, "ilerideki mutlu anları daha da mutlu göstermek için" diye düşünüp üzerinde durmadı. Sahneler birbirini kovalıyor, set sürekli değişiyordu. Senaryo bazen aylık, bazen haftalık, günlük ve hatta dakikalık, anlık veriliyordu, çoğunlukla bırakın yardımcı oyuncuları başrolü oynayan kendisi bile sahnenin sonunu kestiremiyordu. Bu yüzden senaryo ilerleyipte, bir yanlışlık olduğunu sezmeye başladığında artık çok geçti. En başta öne sürdüğü koşular gerçekleşmiyordu. Ne çok seviliyordu, ne de gerçekten sevecek birini bulabilmişti. Mutluluksa reklam filmlerinde dişlerini gösteren birkaç kişinin oynadığı bir roldü sadece ve konuşulması bile yasaktı. Aklına yapacak hiçbir şey ...