Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Şiirlerim etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Tahta tekerlekli savaş arabaları

Yıkalım tüm putları Arabaların tahta tekerlekleri olsun yine Tel dolaplarda saklayalım yine en değerli şeylerimizi Yeniyi eski, eskiyi yeni, eskiyle yeniyi yapalım yine Savaş alanında tuttuğumuz nefesi Bırakalım barış topraklarında Yıkalım tüm putları Arabaların tahta tekerlekleri olsun yine Yine telleri sırtlarında koştursun peşinden çocuklar Tuzunu fazla koyalım, kokmasın yiyecekler Su avuçlarımıza dolsun yine kaynağından Çalı süpürgesinden atlarımız olsun Yalandan savaş arabalarımızın önünde Süpürmeye de yarasın pislikleri oyunlar bittiğinde Yıkalım tüm putları Arabaların tahta tekerlekleri olsun yine Çocukların oyun sahası çocuklara kalsın Biz savaşırız kendi pisliklerimizde Çocukların tahtadan atları olsun Tahta tekerlekli arabalarının önlerinde Şehitlik bizlere kalsın Onlar için daha üst mertebe yok ne de olsa...

Ağır Ölüm

Ölüm kıyılarda kol geziyor Tutup kaldır hadi ölümü kıyılardan Kovala Ölüm ağır Ölüm soğuk Ölüm sessiz Çekimsiz ve çekilmez cümleler Kıyıda oynayan çocuklar Kıyıda oyun oynamalı çocuklar Kıyıda ölüm ile kolkola çocuklar Hadi kovala ölümü Ölümün kıyısı mı olur Kıyılarda ölüm mü olur Ölüm kötü arkadaştır Bu çağda kıyılarda ölür Öldürülür çocuklar Ölüm ağır Ölüm soğuk Ölüm sessiz Öldüren sessiz İzleyen sessiz Sen susarsan, ben susarsam Bu sessizlikte ölür tabi çocuklar...

Yerli Ölmek

Afrika'da zenci gibiyim ya da Kızılderili Amerika'da Meksika'da yerli bir Meksikalı Avustralya'nın yiten yerlileri, bir de kanguruları meşhur ya Kangurular yaşıyor da yerlileri yok ortada Kafkasya'da Kafkaslar mı yaşıyor hala? Bir Boşnak el sallıyor delik deşik duvarın önünde Sana da selam olsun ecdat yadigarı Arnavutluk’ta "en güzel" Arnavutlar ölüyor hala Filistin'de Filistinli bir baba "Yerli" yersiz ölüyor bir kaldırımda Arkasına sakladığı yine Filistinli çocuğu ile... Sahi Rachel Corrie de bir yerli miydi aslında? Müslüman coğrafyasında Müslüman mı ölünür? Coğrafyanın da dini mi olur! Irak'ta, İran'da, Suriye'de, Gürcistan, Ukrayna ya da Doğu Türkistan’da Ülkenin adı değişse de en güzel yerliler ölür! Madenciler madende... Gemiciler gemide, bazen de tersanelerde... Askerler askerlikte ölür, de... En güzel yerliler ölür! Bazıları yerli olarak doğmaz ama Yerli olur yaptıkları, yaşantısıyla Yerli olduğu yerde yaşamasa da En güze...

Şubat

Günaydın sana Otobüs durağındaki Suriyeli çocuk Cadde seviniyor oyuncak arabana kavuşunca Ya hüzünlü gözlerine bakamayan bizler Ne kadar manidar sattığın o kağıt mendiller Ne kadar kurudu bu gözler Sen de mi üzgün, yorgun ve de kırgınsın benim kadar Ahh Şubat, bu yüzden mi bahar sıcaklığın Ahh bu sıcak Şubat İyi geceler sana da Filistinli baba İnanmazsın belki; sıcak yatak batıyor tenime Köşeye sıkışmış bir babayım ben Filistin'de Çelik olsam keşke o köşede Üzerine örtünsem Demir kesemez, delemez çeliği desem Çocuğun çocuğumdur diyebilsem keşke Ahh bu yumuşak yatak Ahh bu sıcak Şubat Ahh bu vurdum duymaz ben Ahh bu umarsız yaşamak Ahh yağmur yağmıyor diye şikayet eden dilim Ahh bu kış ne kadar sıcak geçiyor diye hayıflanan nefsim Ne kadar manidar kuruyan gözlerime benzeyen bulutlar Sokakta mendil satan nice dünyalı çocuk var İyi geceler nefsim, iyi geceler sana da... Bu yaşıma rağmen geceleri üstümü örten anne şefkatim Yakıcı, yaralayıcı, sarsıcı Bugün...

İdam Emri

Kelimeleri bir bir dizdiler duvara Böldük, parçaladık ve yönettik; tümden gelim Emir: manga ateş Harfleri ipe astılar, iple astılar her birini Uyumlu, uyumsuz demedik, dizdik yan yana; tüme varım Emir: cellat vur tekmeyi Toplama ve çarpma, etkileri itibari ile tamamdı da Çıkarma ve bölme ile sıkıntımız vardı; aritmetik Emir: parantez içindekilere öncelik Ali ile Ayşe sürekli ip atlayıp, top oynuyorlardı Onların isimleri kara tahtlarda yazılıydı; nöbetçiler Emir: ön bahçede top oynamak yasak Hepimiz "Türk", hepimiz çalışkandık da Ten renklerimiz, dillerimiz uymuyordu birbirine; coğrafya Emir: kelimeler doğadaki seslerden gelir; "kart kurt" Tümden gelmiş ama tüme varamamış isimlerdik Silinmiştik yoklama defterlerinden; disiplin Emir: tez atıla Bir çocuğa bütünün parçaları olmayı öğretememiştik Dünya bizim yapamadığımızı yaptı; bireyselcilik aşısı Emir: tüm sokaklar sizin, şimdi dağılın Kin, nefret ve düşmanlığın zıt anlamlılarıydı hedefimiz...

Bekle

Hoyratça tüketmemek lazım kelimeleri Baba dediğin adam, baban olmalı Baba gibi olur bazı adamlar Ama, gibi olur, baba değil Anne dediğin annenden başkası değil Çünkü azı çoğu olmaz anneliğin Annelik bir kelimeden çok daha fazlası Evlat demeye yelteneceksen birine Anne, baba olmayı göze almış olmak lazım Yanılma zor iştir kelimelere hakkını teslim etmek Sevdiğinden başkasına sevgili dememeli ya insan Sevgili bilmeli sevildiğini, kelimelere ihtiyaç duymadan Canım dediğinde birine canın ne olduğunu bilmelisin Hayatım dediğinin, hayatından sensiz çıkması ihtimal dışıdır Bunu da bilmelisin, bilmediğini konuşmamalısın Susmayı da bilmeli bazen insan Çocukluk ne güzel Bir, iki, üç, tıp...

Şizofren

Özel biriyim ben, seçilmişlerden biri Herkesin sadece bir gerçekliği varken Benim en az iki seçeneğim var aynı anda Evet, bir şizofrenim ben Kafamın içinde binlerce ses Her biri ayrı tonda ayrı kişiliklerde İki gerçeklik var dünyamda Biri gerçek gerçeklik olmalı Çünkü sen varsın yanımda Diğeri ikinci gerçeklik Bunda sonu aynı hep hikâyemin Sadece şekli değişiyor ölümümün Kafamın içinde binlerce ses Ama görüşleri aynı hepsinin Bir kötü yanı var bu durumun Hepsi aynı anda bağırıyor Kafamın içinde yankı yankı İşte O işte, koş peşinden Bırakma onu, öleceksin yoksa Yanacaksın soğuktan, donacaksın ateşten Hep bir ağızdan bağırıyorlar içeriden Bırakma onu, öleceksin yoksa Evet, bir şizofrenim ben Ama tek bir görüş yankılanıyor kafamda Haykırıyorlar hep bir ağızdan Bırakma onu, öleceksin yoksa Evet, bir şizofrenim ben 16 Kasım 2009, İstanbul

Dua

Aynı duaya amin diyebilirsiniz herkesle Ama farklı dualara da amin diyebildiklerinizdir Fark yaratanlar Şimdi sorun bana ölümü, yaşamı Şimdi, anlatın otuz beş yaş şiirini Dante'den dem vurun şimdi bana Yaşamı sorun ölümü anlatayım İnancı sorun bana aşkı anlatayım size Şimdi anlatabilirim belki Yaşamla ölümün arasındakileri Hayat der, başlarım ezberden Ne kadar farklı ve fakat ne kadar aynı olduklarından Cahit Sıtkı'dan bahis açarım size Dante'ye bağlar geçerim Cemal Süreya gibi sorularla çıkar gelirim: "Sahi sizin?.." Sevdiklerimden Sevenlerimden Amin dediğim dualardan Amin denilen dualarımdan söz açarım Bu gece size aşktan bahsederim Yaşamdan, ölümden ve dualardan Kısacası hayattan...

Diyorum ki

Diyorum ki; dayı şu safı sıklaştırsak Dayı utanmasa oflama sesini imama duyuracak Sonra amerika-sı var Karşısında kardeşin var Ölüm var Geri kalıp mahcup olmak var Gel de anlat Diyorum ki; birader, adam güzel bir şey anlatıyor İyi de diyor eleman, bunun yeri mi, zamanı mı şimdi E diyorum kurtuluş, hak, hukuk, mücadele var Utanmasa bana mı sordular diyecek cahil Sonra fitne var, küfür, küfran var Bunların dini de imanı da bir; ab-si var, rus-u var, çin-i var Gel de anlat Diyorum ki; dayı buyur öne geç Geç de birlik olalım, birlikte duralım kıyama Kibarlıktan olsa gerek kırılacak, susacak İmam diyorum izinde de cemaat nerede Onlar da izinde imam ile Sonra zulüm var, ezilen Müslümanlar var, ezen zalim var Gel de anlat Diyorum ki; adama annen zor durumda Dünya barışı diyor adam hoşgörüden geçiyor Baban diyorum kadına ne kadar çok seviyor seni aslında Ülkede huzur yok diyor kadın kestiler tüm ağaçları Neyi ne kadar anlatabilirsen buyur gel Anlatabilirsen Gel de...

Sorun

Sabah çok erken, gece çok geç benim için Gündüz meşgul olduğunu düşünüyorum Akşam yolda olduğunu varsayıyorum Eve vardığındaysa evdesin Evde olmadığında da evde yoksun zaten Tatildeyken tatilin, işteyken işin sorun Arkadaşlarınla iken sorun arkadaşların oluveriyor Yalnız olduğunda yalnızlığını bölme diyor ses Kafamın içindeki o ses Bir tek an kalıyor bana sensiz İşte o zaman Yanındaysa yanındadır diyor o ses

Kalmamış Senden

Çocukluğumdaki bakkal Çocukluğumun bakkal dükkanı Leblebi tozu, Ankara gazozu Gittim, gidip bulamadığım Sen Şekerci köşe başındaki Köşenin başındaki şekercinin akide şekeri satmaması Sen Sensizlik Sensiz benlik Tekel bayisi, durakta Süt satan Tekel bayisinden alınan süt Sen İçtikçe çarpan, çarptıkça sarhoş eden Çocukluğumdaki yerler, kişiler ve olaylar Çocukluğumun köşe başı Sen Köşe başındaki eskimeyen yeni anılar Unutmaya çalışılan, çalıştıkça hatırlanan Kalmamış, boş raflar Tüketilmiş her şey sorulduğundan Bir çocuğun balonu patlamış Ağlıyormuş Sen

Armudun sapı üzümün çöpü

Hem malta erikleri hem de can erikler çürüdü mutfak tezgahında. Yeni bir şeyler söylemek lazımdı. Lakin eskiler tüm yeni söylenecekleri söylemişti. Bir karakter değişebilirdi, öyle söylenmişti. Ancak değişmeyen tek şeyin değişim olduğu da sanırım bir yalandı. Armudun sapı, üzümün hem çöpü hem de sapı vardı. Alt komşum ikisini de ayıklayıp dolaba öyle koyardı. Belki bildiğinden belki bilmediğinden belki de bilemeyeceğinden. Ama bunun ona da faydası olmazdı. Sonuçta üzümün çöpü armudun sapı vardı. Bir de hem malta erikleri hem de can erikler çürüdü mutfak tezgahında. Hocam, dün elektrik yoktu, sular da akmıyordu ayrıca. Ve yine de her şeye rağmen "iyi ki kitaplar var"dı...

Bir şey

Bir şey vardı Bir şey önce evimde Bir şey... Sokağımda, mahallemde, semtimde, yaşam merkezimde Bir şey vardı daha ilk okulumda Lisemde... Kütahya'da bir şey vardı, Ankara'da, Rize'de Bir şey gittiğim ve gidemediğim tüm şehirlerde, benimle Her yerde Her zamanda Her şekilde Bir şey vardı Soruları olmayan cevaplar gibi Cevaplara ihtiyaç olmayan suskunluklar gibi Gibi bir şey Vardı Boşluk da bir şey midir Bir yer kaplar mı Bir mekan bir mekansızlık Bir şey Hep bir hedef Hep bir engel Hedeflere ve engellere dair bir şey Vardı... İçimde bir şey vardı Çevremde Benim dışımda, kontrolüm dışında Bir şey Adını bilmediğim Tadını bilmediğim Sızısı tanıdık olmayan Bir şey Bir şey vardı İçimde bir boşluk diye nitelediğim Uzay mekanda yer kaplamayan bir şey nasıl var olurdu Vardı işte bir şey... Bir şey Oldu Ya da olmadı Bir şey Bir kapı oldu önümüzde Anahtarları olmayan Bazen açık bazen kapalı Bir şey Bir şey vardı Bir kapı bazen el...

Ölüm kokan kız

Beni başkalarının ne için yaşayabileceği etkilemez Ya da bir erkeğin istemeyerek gittiği ölüm Beni etkileyen sen, Ölüm kokan kız Bana ne için öldüğünden bahset Lüks mağaza vitrinlerinden taşmış Ölü hayvan kokan aksesuarları beni etkilemez Bana ne için ölebileceklerinden bahset Ölüm kokan kız Bana bazı yaşamların acılarından, eksikliklerinden bahset Gözlerinin canlı mavisi, yeşili Elası, kahvesi ya da siyahı Hiç biri beni ilgilendirmez ve de etkilemez Ölüm kokan kız Bana bazı gözlerdeki yaşamın öldüren sertliğinden bahset Saçlarının sarısı, kızılı, kahvesi Kıvrımları ya da ipeksi yumuşaklığı Bunlar senin de olsa beni etkilemez Ölüm kokan kız Bana bir buldozeri alt eden merhametinden bahset Beni nerede doğduğun Nereden geldiğin ya da ırkın Dininin ne olduğu etkilemez Ölüm kokan kız Bana içindeki o masumiyetten bahset Başkalarının ne düşündüğü beni etkilemez Ölüm nasıl, nerede ve ne için geldiyse Seninki gibi olursa, güzel kokar mutlaka Ölüm kokan...

Ak Koyun Kara Koyun

Buruşturulmuş kapkara bir kağıttır yalnzılık Üzerine ancak gümüş ya da altın yaldızlı kalemlerle yazılabilen Karanlık ve durgun bir su gibidir yalnızlık Onu dalgalandıracak olan güneş ve ayın güçlü ışığına muhtaç Benim yalnızlığım karanlık ve soğuk bir çağrıdır ancak sana Sen güneş ve ay gibi gündüz ve geceme doğduğunda aydınlanıp, ısınacak Benim yalnızlığım özellikle karartılmış ve buruşturulmuş bir kağıttır sana Sen yaldızlı ışığınla gelip doldurduğunda okunabilecek ancak

Gül ile Bülbül

Şu modern zamanlarda sorsak önce Kendi vatan toprağını hiç görmemiş güle Ne farkın var kafeste doğmuş bir bülbülden diye Hiç düşündünüz mü ne cevap verirdi acaba Sonra kafeste doğmuş bir bülbül Neye yakarır acı acı her ötüşünde Küçücük bir saksının içine hapsolmuş dilsiz bir gül Ne düşünür şakıyan bir bülbül karşısında Kaçıp gelse kafesinden modern bir bülbül Konsa önce bir saksı gülünün dikensiz dalına Kendi genleri farkeder miydi farklılığı Kokusuzluğunu gülün yadırgar mıydı acaba Sonra modern bir gül karşılasa bir bülbülü Renk renk boyalı tüylerine şaşırır mıydı acaba Değişmiş genleri izin verir miydi Boyalı tüylerin altındaki o kalbi görmeye Şu modern zamanlarda bıraksak gül ile bülbülü de Sorsak önce bir kendimize Gül kim, bülbül kim Gül kime gül, bülbül kime

Yine Senden

Yine bana dün senden bahsettiler Yine ne kadar kör olduğumdan Yine ne kadar güzel olduğundan Yine bana dün senden bahsettiler Yine bilmeden senelerdir sana yazdıklarımı Yine anlamadan senin aslında kim olduğunu Yine bana dün yeni senden bahsettiler...

Sizin olsun

Araçlarınızın ısıtmalı koltuklarındaki Şikayet dolu yolculuklarınız sizin olsun. Bana sıkışık otobüslerin, dolmuşların Ayakta kitap okuduğum yolculukları yeter. Güneşli günlerde soğumak için kullandığınız Klimalı araçlarınız sizin olsun. Bana açık havanın o terleten bunaltıcı sıcağı yeter. O sahici mutluluklarınız sizin olsun. Bana benim sahte mutsuzluklarım yeter. O çoğul kalabalıklarınız sizin olsun. Bana benim tekil yalnızlıklarım yeter. Doyumsuz tatlarla dolu hayatlarınız sizin olsun. Bana onurlu ölümlerim yeter. Sarı, kırmızı, yeşil tüm bez parçalarınız sizin olsun. Bana benimle gelecek olan 9 metrelik beyazlık yeter. Tüm sloganlarınız, sıkılı yumruklarınız sizin olsun. Bana gerektiğinde kıyamda gerektiğinde yerde olan anlım yeter. Ceplerinizdeki yumurtalarınız, ellerinizdeki coplarınız sizin olsun. Bana benim sizden ayrı olan yalnızlığım yeter. Tüm haberleriniz, gazete ve televizyonlarınız sizin olsun. Bana sararan yapraklarıyla duran kitaplarım, Hatta tek b...

Sen

Sen diye başlıyorum cümlelerime Eş koşmaktan korkup hatırlıyorum Bir sen varsın Bir sen olmalısın deyeyazıyor içim Daha düşüncemde nokta koymadan cümleme Hayır diyen bir ses yükseliyor içimde Uzaklarda bir yerde diyorum Bir sen olmalı İçine ben düşermiş gibi olduğunda Benim gibi ürken, O'nu bulan yeniden Kapının arkasında bir sen Kapımın arkasında bir ben Biz üç kişiyiz diye başlıyorum Düşümde kurduğum cümlelere Daha noktası konmadan Hayır diyen bir ses içimde Biz biriz, Bir'in yansımalarıyız sadece Kapılarımızın arkasında bir biz Aç, sana geldim Aç, sen geldim...

Mavi Marmara*

Bir ülkü uğruna yaşayamıyorum Ölürüm o halde bir ülkü uğruna Bir karınca olamıyorsam Kabe yollarında Olamıyorsam bir kuş dahi ateşin karşısında Bırakırsınız ölürüm bir ülkü, bir hak uğrunda Bir ülkü uğruna dahi olsa öldüremem Ne kadar aşağılık da olsa insan suretinde birini Korkarım aşırıya gidenlerden olmaktan Ama can olmak, bir çocuğun canına siper olmak varsa ucunda Zalimin karşısında ayakta dururum hiç değilse Ölürüm bir ülkü uğrunda Ezilirim çöllerde bir karınca gibi Yakarım kanatlarımı ateşin narında Tüm denizler bizim "Mavi" Marmara, "Kara"deniz ve "Ak"deniz bizim Adı değişse de yegane dileğimdir Bulunmak rotası Gazze olan bir gemide Öldüremem kimseyi bir ülkü uğruna Ülküm yaşatmaktır ne de olsa Ve fakat yaşayamıyorsam ülküm uğrunda Hiç değilse ölürüm yolunda... *Gazze'ye gidecek bir sonraki gemide bulunmak adına taahhüdümdür.