Ana içeriğe atla

140 Karakterlik İnsan

Bazı sayılar hesaplanmaz; yaşanır.

42, bir kuşağın zihninde evrenin sorusu unutulmuş cevabı olarak dolaşır. 140 ise başka bir çağın sessiz parolasıdır. Evrenin sırrı 42 olabiliyorsa modern hayatın sırrı neden 140 olmasın? Biri bir şakaya, diğeri ise farkına varmadan içine yerleştiğimiz yeni bir düşünme biçimine açılan kapıdır.

Başlangıçta her şey sıradandı. Bir kısa mesajın taşıyabileceği kadar kelime, bir ekranın gösterebileceği kadar cümle... Sonra görünmez sınırlar inşa edildi. Bu sınırları yalnızca mühendisler çizmedi; insanı anlamaya çalışan disiplinlerin ortak aklı, algoritmaların içine usulca yerleşti. Teknoloji yalnızca makineyi değil, insanı da tasarlamaya başladı. Sınırlar zamanla ortadan kalktı. Ama insan, en çok alıştığı duvarların mahkûmudur.

İnsan beyni uzun yolları sever. Bir düşünceden diğerine yürümeyi, anılar arasında dolaşmayı, birbirini hiç tanımayan iki kavramı aynı masaya oturtmayı... Hafıza böyle örülür. Öğrenme böyle derinleşir. Nöronlar birbirlerine görünmez köprüler uzatır; her yeni çağrışım, o köprülere bir taş daha ekler.

Sonra... Sonrasında mesajlar kısaldı.

140 karakter yalnızca cümleleri değil, nefesimizi de ölçmeye başladı. Düşünceler acele etti. Anlatmak yerini duyurmaya, tartışmak yerini tepki vermeye bıraktı. Zihnimiz de kullandığı yolları değiştirdi. Uzun patikalar terk edildi; çağrışımların zengin ormanından çıkıp en kestirme yollara sığındık. Fark etmeden, *algoritmaların ritminde düşünme*yi öğrendik.

Yıllar sonra karakter sınırı genişledi. Artık daha uzun yazabiliyoruz. Ama bunun pek önemi yok. Bir ağacın yönü, filiz verdiği ilk yıllarda belirlenir. Sonradan uzayan dallar, gövdenin eğildiği yönü değiştiremez.

Belki de 140 karakter hiçbir zaman yazıyı sınırlamadı.

Belki yalnızca düşüncenin ritmini yeniden ayarladı.

Ve biz, bunun farkına vardığımızda, çoktan o ritimde yaşamaya başlamıştık.

Buraya kadar okuduysanız, algoritmayı kısa bir süreliğine de olsa yenmişsiniz demektir.

Hoş geldiniz.

Müşerref oldum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Nebula Bilişim 20 yaşında!

Bir misyon bir okul 20 yaşına ulaştı. Nebula Bilişim bugün itibariyle 20. Yılında… Bir masanın etrafında toplanmış dört kişi kafa kafaya ne yapacağımızı konuştuğumuz günleri dün gibi hatırlıyorum. Marka adı, logo-fatura-irsaliye-kartvizit tasarımları, muhasebe işlemleri, ofisin bulunması-dekorasyonu, kuruluş için gerekli resmi hazırlıklar. Neredeyse tüm işlemleri kendimiz yaptık. Elbette bazı arkadaşlarımızın desteklerini de hiç bir zaman unutmayacağız. Nebula’nın ilk kurulduğu günlerde maliyetlerimiz artmasın diye evimdeki masa üstü bilgisayar ve ekranlarımı ofise taşıyışım ve aylarca onları kullandığımız hala hatırımda. Mesela faks cihazına bütçe ayırmamak için yaptıklarımız bugünkü nesle çok komik gelirdi. Muhasebe yazılımı olarak kullandığımız çözümü adam etmek için az çaba sarf etmedik. Mutfak gereçlerimizi temiz tutmak için yaptıklarımızı kime anlatsam inanmaz! Aşağıdaki fotoğraflar çalışma ortamımızın ilk fotoğrafları olabilir. Yok merak etmeyin, bunları o eski günler ede...

Yobaz (Yalan İki)

Evden çıktım ve her zamanki gibi, çocukluğumda öğretildiğim şeyi tekrarladım; önce sağıma sonra soluma baktım. Bu kez her zamankinden uzun… Evin basamaklarında durduğumda sağ tarafta, kendimi bildim bileli orada olan ve görüşümü engelleyip, her daim beni rahatsız eden duvarın yerinde olmadığını fark ettim. “Görüşüme duvar örmüştü eski sahipleri ama keşke onlar geri gelse de duvarlarını ben örsem” dedim. Önceki sene sol yanımızdaki çökmek üzere olan evin girişini çevirdikleri demir bariyerleri de kaldırmışlardı. O bariyerler benimle birlikte sanki tüm semti çevreliyorlardı. Sokak kapısından her çıkışımda, tam da açık havaya çıkarken, başıma geçirilmiş ve görüşümü kısıtlayan at gözlükleri gibi görürdüm o engelleri. Sanki önce sağıma ve sonra soluma bakıp ilk anda sokağımı göremediğimde kendimi hazır hissetmezdim çıkıp dolaşmaya. Bugün bu nedenle biraz daha uzun bir süre, önce sağımda olmadığına şükrettiğim duvarı aşarak baktım ve selam verdim o tarafa doğru. Sokak uzunca bir zamandır old...

Yardım Faaliyetleri ve Organizasyonu Hakkında

17 Ağustos 1999 depreminde sahada bizzat bulunmuştum. Yardım malzemesi yüklü kamyonlarla saha gitmiş. Elimizden gelen çabayı sergilemiştik. O gün kendi başına yapılan organizasyonların eğer çok boyutlu ve iyi planlanmamışsa başarıya ulaşmayacağını anlamıştım. Bugün geldimiz noktada 99 ile kıyaslanamayacak kadar çok yol kat etmiş durumdayız. Afet sonrası hazılıklar ve koordinasyon geçmiş ile kıyaslanamayacak kadar ileri seviyede. Yeterli mi? Değil! Daha iyi mümkün mü? Her zaman! Ancak bir konunun çok net altını çizmemiz gerekiyor. Sivil toplum kuruluşları ve yardım dernekleri bu tarz felaket anlarının vazgeçilmez kuruluşlarıdır. Onlar olmasa şu an şikayet edecek bir şeyimiz dahi olamazdı. Birkaç yıl önce (2011) bazı yardım kuruluşlarının (Deniz Feneri, Lösev ve Mehmetçik Vakfı) kurban bağışı organizasyonundaki usülsüzlükler ortaya çıkmıştı. Bu kuruluşların simsarlar ve aracılar tarafından kandırıldığı ve aslında ilgili vecibelerin ya hiç ya da eksik yerine getirildiği ortaya çıkmıştı. A...