Ana içeriğe atla

Şubat

Günaydın sana
Otobüs durağındaki Suriyeli çocuk
Cadde seviniyor oyuncak arabana kavuşunca
Ya hüzünlü gözlerine bakamayan bizler
Ne kadar manidar sattığın o kağıt mendiller
Ne kadar kurudu bu gözler
Sen de mi üzgün, yorgun ve de kırgınsın benim kadar
Ahh Şubat, bu yüzden mi bahar sıcaklığın

Ahh bu sıcak Şubat
İyi geceler sana da Filistinli baba
İnanmazsın belki; sıcak yatak batıyor tenime
Köşeye sıkışmış bir babayım ben Filistin'de
Çelik olsam keşke o köşede
Üzerine örtünsem
Demir kesemez, delemez çeliği desem
Çocuğun çocuğumdur diyebilsem keşke

Ahh bu yumuşak yatak
Ahh bu sıcak Şubat
Ahh bu vurdum duymaz ben
Ahh bu umarsız yaşamak
Ahh yağmur yağmıyor diye şikayet eden dilim
Ahh bu kış ne kadar sıcak geçiyor diye hayıflanan nefsim
Ne kadar manidar kuruyan gözlerime benzeyen bulutlar
Sokakta mendil satan nice dünyalı çocuk var
İyi geceler nefsim, iyi geceler sana da...

Bu yaşıma rağmen geceleri üstümü örten anne şefkatim
Yakıcı, yaralayıcı, sarsıcı
Bugün de durakta olan yalın ayak Suriyeli çocuk
Nerede sahi annen
Ahh Şubat
Nerede kavurucu soğuğun
Kar yağsa keşke bembeyaz da öldürse tüm "mikropları"
Ahh Şubat ne bu bahar sıcaklığı
Sokaktaki yalın ayak çocuklar
Günaydın dünyanın tüm sokakta kalmış çocukları
Günaydın sıcak bir Şubat sabahından...

Yorumlar

  1. Şubatın bu sıcaklarını hiç Suriyeli meleklerle birlikte düşünmemiştim..Belki de karın yapmamakta ki inadı sokaklarda kalan o çocuklardan dolayıdır; kim bilir...

    YanıtlaSil
  2. Düzeltme:Karın yağmamaktaki...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Fikriniz varsa buradan buyurun...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Nebula Bilişim 20 yaşında!

Bir misyon bir okul 20 yaşına ulaştı. Nebula Bilişim bugün itibariyle 20. Yılında… Bir masanın etrafında toplanmış dört kişi kafa kafaya ne yapacağımızı konuştuğumuz günleri dün gibi hatırlıyorum. Marka adı, logo-fatura-irsaliye-kartvizit tasarımları, muhasebe işlemleri, ofisin bulunması-dekorasyonu, kuruluş için gerekli resmi hazırlıklar. Neredeyse tüm işlemleri kendimiz yaptık. Elbette bazı arkadaşlarımızın desteklerini de hiç bir zaman unutmayacağız. Nebula’nın ilk kurulduğu günlerde maliyetlerimiz artmasın diye evimdeki masa üstü bilgisayar ve ekranlarımı ofise taşıyışım ve aylarca onları kullandığımız hala hatırımda. Mesela faks cihazına bütçe ayırmamak için yaptıklarımız bugünkü nesle çok komik gelirdi. Muhasebe yazılımı olarak kullandığımız çözümü adam etmek için az çaba sarf etmedik. Mutfak gereçlerimizi temiz tutmak için yaptıklarımızı kime anlatsam inanmaz! Aşağıdaki fotoğraflar çalışma ortamımızın ilk fotoğrafları olabilir. Yok merak etmeyin, bunları o eski günler ede...

Yardım Faaliyetleri ve Organizasyonu Hakkında

17 Ağustos 1999 depreminde sahada bizzat bulunmuştum. Yardım malzemesi yüklü kamyonlarla saha gitmiş. Elimizden gelen çabayı sergilemiştik. O gün kendi başına yapılan organizasyonların eğer çok boyutlu ve iyi planlanmamışsa başarıya ulaşmayacağını anlamıştım. Bugün geldimiz noktada 99 ile kıyaslanamayacak kadar çok yol kat etmiş durumdayız. Afet sonrası hazılıklar ve koordinasyon geçmiş ile kıyaslanamayacak kadar ileri seviyede. Yeterli mi? Değil! Daha iyi mümkün mü? Her zaman! Ancak bir konunun çok net altını çizmemiz gerekiyor. Sivil toplum kuruluşları ve yardım dernekleri bu tarz felaket anlarının vazgeçilmez kuruluşlarıdır. Onlar olmasa şu an şikayet edecek bir şeyimiz dahi olamazdı. Birkaç yıl önce (2011) bazı yardım kuruluşlarının (Deniz Feneri, Lösev ve Mehmetçik Vakfı) kurban bağışı organizasyonundaki usülsüzlükler ortaya çıkmıştı. Bu kuruluşların simsarlar ve aracılar tarafından kandırıldığı ve aslında ilgili vecibelerin ya hiç ya da eksik yerine getirildiği ortaya çıkmıştı. A...

Yobaz (Yalan İki)

Evden çıktım ve her zamanki gibi, çocukluğumda öğretildiğim şeyi tekrarladım; önce sağıma sonra soluma baktım. Bu kez her zamankinden uzun… Evin basamaklarında durduğumda sağ tarafta, kendimi bildim bileli orada olan ve görüşümü engelleyip, her daim beni rahatsız eden duvarın yerinde olmadığını fark ettim. “Görüşüme duvar örmüştü eski sahipleri ama keşke onlar geri gelse de duvarlarını ben örsem” dedim. Önceki sene sol yanımızdaki çökmek üzere olan evin girişini çevirdikleri demir bariyerleri de kaldırmışlardı. O bariyerler benimle birlikte sanki tüm semti çevreliyorlardı. Sokak kapısından her çıkışımda, tam da açık havaya çıkarken, başıma geçirilmiş ve görüşümü kısıtlayan at gözlükleri gibi görürdüm o engelleri. Sanki önce sağıma ve sonra soluma bakıp ilk anda sokağımı göremediğimde kendimi hazır hissetmezdim çıkıp dolaşmaya. Bugün bu nedenle biraz daha uzun bir süre, önce sağımda olmadığına şükrettiğim duvarı aşarak baktım ve selam verdim o tarafa doğru. Sokak uzunca bir zamandır old...