Ana içeriğe atla

Tarihin yazılışı

Dostum,

Özel hayatımda öyle çok da sana anlatılacak -bırakılacak- olaylar yok bugünlerde. Ama bilmen gereken bir şey var. O da tarihin nasıl yazıldığı ve nasıl okunması gerektiği.

Geçmişte yani 20. yüzyıldan önce tarih güçlüler ya da galipler tarafından yazılıyordu. Ancak günümüz dünyasında bu kavram biraz değişti. Evet, uzun dönemli tarih yine güçlüler tarafından yazılıyor ve dönüp bakıldığında sanki onlar haklıymış gibi gözükecek. Ancak artık yaşam o kadar hızlandı ki dünün olayı bile artık tarih niteliği taşıyor. O yüzden dün olmuş bir olayda isteyen istediği kadar kendi tarihini diretse de gerçekleri görmen, okuman çok zor değil.

Uzun dönemli olanlarda da değişik kaynaklardan doğruya ulaşmak mümkün ve biliyorum ki sen bunları araştıracak  ve bulacaksındır. Hiç değilse kendi akıl yürütmelerin ile tutarsızlıkları görecek ve gerçeği bilmesen de hislerinin seni doğruya ulaştırmasını sağlayacaksındır.

Sadece bizim çağımızın da hastalığı olan yakın geçmişi hemen unutup, popüler kültürün tuzağına düşme. Biri önüne bir şey koyduğunda sorgulamadan onu kabul etme.

Dün Türkiye tarihindeki ilklere bir yenisi eklendi. Çok kısa süre sonra zaten emekli olacak kuvvet komutanları ile Genelkurmay Başkanı emekliliklerini istediler. Bazı açıklamalarla da içeride tutuklu bulunan askerlerin hak ve hürriyetlerinin, mesleki ilerleme haklarının yargı kararları olmaksızın ellerinden alındığını söyleyerek hem de. 

Unutma!

Bugünün tarihini, bana, bize ve hatta bizden olmayanlara yapılanları dahi unutma!

Aslında çok daha fazlasını yazmıştım. Ancak sildim. Çünkü bugünün yaşananları çok kısa sürede dünün tarihi olacak ve bizler haklı ile haksızı açıkça göreceğiz. Tarih artık güçlülerin elinden çıkma bir roman değil. Bu gerçeği unutma!

Mazlumun yanında ol ve asla mağrur durma.

Ucu sana dokunsa dahi Hak'kı savunmaktan, doğru bildiğini söylemekten geri durma.

Güçlülerin değil, mazlumların penceresinden tarihi yazanlardan ol.

Unutma!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Nebula Bilişim 20 yaşında!

Bir misyon bir okul 20 yaşına ulaştı. Nebula Bilişim bugün itibariyle 20. Yılında… Bir masanın etrafında toplanmış dört kişi kafa kafaya ne yapacağımızı konuştuğumuz günleri dün gibi hatırlıyorum. Marka adı, logo-fatura-irsaliye-kartvizit tasarımları, muhasebe işlemleri, ofisin bulunması-dekorasyonu, kuruluş için gerekli resmi hazırlıklar. Neredeyse tüm işlemleri kendimiz yaptık. Elbette bazı arkadaşlarımızın desteklerini de hiç bir zaman unutmayacağız. Nebula’nın ilk kurulduğu günlerde maliyetlerimiz artmasın diye evimdeki masa üstü bilgisayar ve ekranlarımı ofise taşıyışım ve aylarca onları kullandığımız hala hatırımda. Mesela faks cihazına bütçe ayırmamak için yaptıklarımız bugünkü nesle çok komik gelirdi. Muhasebe yazılımı olarak kullandığımız çözümü adam etmek için az çaba sarf etmedik. Mutfak gereçlerimizi temiz tutmak için yaptıklarımızı kime anlatsam inanmaz! Aşağıdaki fotoğraflar çalışma ortamımızın ilk fotoğrafları olabilir. Yok merak etmeyin, bunları o eski günler ede...

Yardım Faaliyetleri ve Organizasyonu Hakkında

17 Ağustos 1999 depreminde sahada bizzat bulunmuştum. Yardım malzemesi yüklü kamyonlarla saha gitmiş. Elimizden gelen çabayı sergilemiştik. O gün kendi başına yapılan organizasyonların eğer çok boyutlu ve iyi planlanmamışsa başarıya ulaşmayacağını anlamıştım. Bugün geldimiz noktada 99 ile kıyaslanamayacak kadar çok yol kat etmiş durumdayız. Afet sonrası hazılıklar ve koordinasyon geçmiş ile kıyaslanamayacak kadar ileri seviyede. Yeterli mi? Değil! Daha iyi mümkün mü? Her zaman! Ancak bir konunun çok net altını çizmemiz gerekiyor. Sivil toplum kuruluşları ve yardım dernekleri bu tarz felaket anlarının vazgeçilmez kuruluşlarıdır. Onlar olmasa şu an şikayet edecek bir şeyimiz dahi olamazdı. Birkaç yıl önce (2011) bazı yardım kuruluşlarının (Deniz Feneri, Lösev ve Mehmetçik Vakfı) kurban bağışı organizasyonundaki usülsüzlükler ortaya çıkmıştı. Bu kuruluşların simsarlar ve aracılar tarafından kandırıldığı ve aslında ilgili vecibelerin ya hiç ya da eksik yerine getirildiği ortaya çıkmıştı. A...

Yobaz (Yalan İki)

Evden çıktım ve her zamanki gibi, çocukluğumda öğretildiğim şeyi tekrarladım; önce sağıma sonra soluma baktım. Bu kez her zamankinden uzun… Evin basamaklarında durduğumda sağ tarafta, kendimi bildim bileli orada olan ve görüşümü engelleyip, her daim beni rahatsız eden duvarın yerinde olmadığını fark ettim. “Görüşüme duvar örmüştü eski sahipleri ama keşke onlar geri gelse de duvarlarını ben örsem” dedim. Önceki sene sol yanımızdaki çökmek üzere olan evin girişini çevirdikleri demir bariyerleri de kaldırmışlardı. O bariyerler benimle birlikte sanki tüm semti çevreliyorlardı. Sokak kapısından her çıkışımda, tam da açık havaya çıkarken, başıma geçirilmiş ve görüşümü kısıtlayan at gözlükleri gibi görürdüm o engelleri. Sanki önce sağıma ve sonra soluma bakıp ilk anda sokağımı göremediğimde kendimi hazır hissetmezdim çıkıp dolaşmaya. Bugün bu nedenle biraz daha uzun bir süre, önce sağımda olmadığına şükrettiğim duvarı aşarak baktım ve selam verdim o tarafa doğru. Sokak uzunca bir zamandır old...