Ana içeriğe atla

Gündem

Buraya kaç kez yadım. Kaç kez konuştum, haykırdım bu konular hakkında bilmiyorum. Her önemli dönemeçten ya da halktan gizlenmesi gereken olaydan önce/sonra bugünlerdeki gibi kısır tartışmalar yaşıyoruz. Ülkemin "baskın siyasetçisi" tam da yurt dışına çıkarken öyle bir konu atıyor ki ortaya arka planda olanlar oluyor. Bir zaman paranın üstündeki, bir zaman duvardaki resimler konu edildi. Bir başka zaman rahimlerdekileri konuştuk daha oraya düşmeden. Sonra malum değişmez bir konumuz var; başörtüsü! Şimdi de tüm toplum, sosyali - asosyali, evlerin içindekileri tartışıyor.

Hayır, ben yukarıdaki girişten sonra bu konularda tek bir kelime yazmayacağım. Çünkü aklımda Hindistan'ın Mars'a gönderdiği uydu haberleri dolanıyor. Mursi'nin tarihi yargılanma süreciyle ilgilenmek istiyorum. Filistin meselesinde yokluk içinde kıvranan kadın ve çocuklar içimi sızlatıyor. Suriye'de insanların yokluktan sokak hayvanlarını yemeye başladıkları haberleri karnıma sancılar saplanmasına neden oluyor. Damdaki gözleri karanlıkta çok iyi görmesi gereken sansarın pervazdan aşağı düşüşü dahi benim gözümde yukarıdaki meselelerden daha fazla önem arz ediyor. Şu kuş az önce ağzındaki lokmasını düşürdü! Gördünüz mü? Bir de BM rakamlarına göre her yıl 5 yaşını görmeden ölen çocukların sayısı milyonlarla ölçülüyormuş! Ölüm nedenleri de temiz su ve yeterli beslenme olanaklarına sahip olamamak gibi şeylermiş! Duydunuz mu?

Yine de çok kısaca kendi görüşlerimi paylaşayım; hemen her konuda değerlerin korunması yönünde taraf olurum. Ancak bu sadece benim kendi evim ve ailemle ilgili bir tavır olur. Bu tarz "mikro" konuların ülke gündeminde tartışılmasını ise doğru bulmam.

Kısacası kanma, kandırılma ey dost! Kalk ve daha önemli konulara odaklanan!

Ek: Unutmuşum mesela lösemi ve benzeri rahatsızlıklar için yegane tedavi olan ilik bankası gibi şeyleri sakın ha konuşmayalım! Sakın ha!..

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Nebula Bilişim 20 yaşında!

Bir misyon bir okul 20 yaşına ulaştı. Nebula Bilişim bugün itibariyle 20. Yılında… Bir masanın etrafında toplanmış dört kişi kafa kafaya ne yapacağımızı konuştuğumuz günleri dün gibi hatırlıyorum. Marka adı, logo-fatura-irsaliye-kartvizit tasarımları, muhasebe işlemleri, ofisin bulunması-dekorasyonu, kuruluş için gerekli resmi hazırlıklar. Neredeyse tüm işlemleri kendimiz yaptık. Elbette bazı arkadaşlarımızın desteklerini de hiç bir zaman unutmayacağız. Nebula’nın ilk kurulduğu günlerde maliyetlerimiz artmasın diye evimdeki masa üstü bilgisayar ve ekranlarımı ofise taşıyışım ve aylarca onları kullandığımız hala hatırımda. Mesela faks cihazına bütçe ayırmamak için yaptıklarımız bugünkü nesle çok komik gelirdi. Muhasebe yazılımı olarak kullandığımız çözümü adam etmek için az çaba sarf etmedik. Mutfak gereçlerimizi temiz tutmak için yaptıklarımızı kime anlatsam inanmaz! Aşağıdaki fotoğraflar çalışma ortamımızın ilk fotoğrafları olabilir. Yok merak etmeyin, bunları o eski günler ede...

Yardım Faaliyetleri ve Organizasyonu Hakkında

17 Ağustos 1999 depreminde sahada bizzat bulunmuştum. Yardım malzemesi yüklü kamyonlarla saha gitmiş. Elimizden gelen çabayı sergilemiştik. O gün kendi başına yapılan organizasyonların eğer çok boyutlu ve iyi planlanmamışsa başarıya ulaşmayacağını anlamıştım. Bugün geldimiz noktada 99 ile kıyaslanamayacak kadar çok yol kat etmiş durumdayız. Afet sonrası hazılıklar ve koordinasyon geçmiş ile kıyaslanamayacak kadar ileri seviyede. Yeterli mi? Değil! Daha iyi mümkün mü? Her zaman! Ancak bir konunun çok net altını çizmemiz gerekiyor. Sivil toplum kuruluşları ve yardım dernekleri bu tarz felaket anlarının vazgeçilmez kuruluşlarıdır. Onlar olmasa şu an şikayet edecek bir şeyimiz dahi olamazdı. Birkaç yıl önce (2011) bazı yardım kuruluşlarının (Deniz Feneri, Lösev ve Mehmetçik Vakfı) kurban bağışı organizasyonundaki usülsüzlükler ortaya çıkmıştı. Bu kuruluşların simsarlar ve aracılar tarafından kandırıldığı ve aslında ilgili vecibelerin ya hiç ya da eksik yerine getirildiği ortaya çıkmıştı. A...

Yobaz (Yalan İki)

Evden çıktım ve her zamanki gibi, çocukluğumda öğretildiğim şeyi tekrarladım; önce sağıma sonra soluma baktım. Bu kez her zamankinden uzun… Evin basamaklarında durduğumda sağ tarafta, kendimi bildim bileli orada olan ve görüşümü engelleyip, her daim beni rahatsız eden duvarın yerinde olmadığını fark ettim. “Görüşüme duvar örmüştü eski sahipleri ama keşke onlar geri gelse de duvarlarını ben örsem” dedim. Önceki sene sol yanımızdaki çökmek üzere olan evin girişini çevirdikleri demir bariyerleri de kaldırmışlardı. O bariyerler benimle birlikte sanki tüm semti çevreliyorlardı. Sokak kapısından her çıkışımda, tam da açık havaya çıkarken, başıma geçirilmiş ve görüşümü kısıtlayan at gözlükleri gibi görürdüm o engelleri. Sanki önce sağıma ve sonra soluma bakıp ilk anda sokağımı göremediğimde kendimi hazır hissetmezdim çıkıp dolaşmaya. Bugün bu nedenle biraz daha uzun bir süre, önce sağımda olmadığına şükrettiğim duvarı aşarak baktım ve selam verdim o tarafa doğru. Sokak uzunca bir zamandır old...