Ana içeriğe atla

Seksenler

Seksenlerde çocuk olmak
Her yerin sana ait olması demekti
Kilitli, dikenli fark etmez
Her yerde çocuk olabilmek demekti
Parktaki turuncu meyveli, dikenli çalılara rağmen top oynamak
Çalıyı savunmada bir adam yerine koymak demekti
Üç kornerin bir penaltı olması tartışmaları
Haliç'in taç çizgisi olması demekti

Seksenlerde çocuk olmak
Bitiş düdüğü birleşilerek alınmış plastik topun çalı defansa takılması demekti
Demek ki çalı defans aynı zamanda hakem demekti
Acaba seksenlerde yönetici olmak
Parklara, bahçelere dikenli bitkiler mi dikmekti

Seksenlerde çocuk olmak
Komşunun evinden gelen domates peynirli yarım ekmekleri paylaşmak demekti
Domates peynir varlık demekti
Yoklukta var olan ne lezzetliydi

Seksenlerde çocuk olmak
Topluca camilere gidebilmek demekti
Oradan çıkıp kiliseye, havraya girebilmekti sorgusuz sualsiz
Çocuk olmanın kırmızı pasaport olması demekti

Seksenlerde çocuk olmak
Köşedeki bakkal ile sohbet edebilmek
Veresiye yazdırabilmek
Çocuk yaşına rağmen
Bazen siyaset bazen de futbol konuşabilmek demekti

Seksenlerde çocuk olmak
Komşunun seni bakkala gönderebilmesi
Senin gidebilmen
Para üstünün sana kalabilmesi
Ve o para üstüyle leblebi tozu olabilmen demekti

Seksenlerde çocuk olmak
Olabilmek
Annenin her daim evde olması demekti
Maçtan aç döndüğünde
Sepetle sana yarım ekmek arası bir şeyler salabilmesi idi
Dizin, başın yarıldığında orada olması demekti annenin
Abinin, ablanın olması demekti bir de...

Kısacası
Seksenlerde çocuk olmak
Çocuk olmak
Aile olmak
Komşu olmak
Arkadaş olmak
Var olmak
Mutlu olmak
Mutlu bir şekilde var olmak demekti...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Nebula Bilişim 20 yaşında!

Bir misyon bir okul 20 yaşına ulaştı. Nebula Bilişim bugün itibariyle 20. Yılında… Bir masanın etrafında toplanmış dört kişi kafa kafaya ne yapacağımızı konuştuğumuz günleri dün gibi hatırlıyorum. Marka adı, logo-fatura-irsaliye-kartvizit tasarımları, muhasebe işlemleri, ofisin bulunması-dekorasyonu, kuruluş için gerekli resmi hazırlıklar. Neredeyse tüm işlemleri kendimiz yaptık. Elbette bazı arkadaşlarımızın desteklerini de hiç bir zaman unutmayacağız. Nebula’nın ilk kurulduğu günlerde maliyetlerimiz artmasın diye evimdeki masa üstü bilgisayar ve ekranlarımı ofise taşıyışım ve aylarca onları kullandığımız hala hatırımda. Mesela faks cihazına bütçe ayırmamak için yaptıklarımız bugünkü nesle çok komik gelirdi. Muhasebe yazılımı olarak kullandığımız çözümü adam etmek için az çaba sarf etmedik. Mutfak gereçlerimizi temiz tutmak için yaptıklarımızı kime anlatsam inanmaz! Aşağıdaki fotoğraflar çalışma ortamımızın ilk fotoğrafları olabilir. Yok merak etmeyin, bunları o eski günler ede...

Yardım Faaliyetleri ve Organizasyonu Hakkında

17 Ağustos 1999 depreminde sahada bizzat bulunmuştum. Yardım malzemesi yüklü kamyonlarla saha gitmiş. Elimizden gelen çabayı sergilemiştik. O gün kendi başına yapılan organizasyonların eğer çok boyutlu ve iyi planlanmamışsa başarıya ulaşmayacağını anlamıştım. Bugün geldimiz noktada 99 ile kıyaslanamayacak kadar çok yol kat etmiş durumdayız. Afet sonrası hazılıklar ve koordinasyon geçmiş ile kıyaslanamayacak kadar ileri seviyede. Yeterli mi? Değil! Daha iyi mümkün mü? Her zaman! Ancak bir konunun çok net altını çizmemiz gerekiyor. Sivil toplum kuruluşları ve yardım dernekleri bu tarz felaket anlarının vazgeçilmez kuruluşlarıdır. Onlar olmasa şu an şikayet edecek bir şeyimiz dahi olamazdı. Birkaç yıl önce (2011) bazı yardım kuruluşlarının (Deniz Feneri, Lösev ve Mehmetçik Vakfı) kurban bağışı organizasyonundaki usülsüzlükler ortaya çıkmıştı. Bu kuruluşların simsarlar ve aracılar tarafından kandırıldığı ve aslında ilgili vecibelerin ya hiç ya da eksik yerine getirildiği ortaya çıkmıştı. A...

Yobaz (Yalan İki)

Evden çıktım ve her zamanki gibi, çocukluğumda öğretildiğim şeyi tekrarladım; önce sağıma sonra soluma baktım. Bu kez her zamankinden uzun… Evin basamaklarında durduğumda sağ tarafta, kendimi bildim bileli orada olan ve görüşümü engelleyip, her daim beni rahatsız eden duvarın yerinde olmadığını fark ettim. “Görüşüme duvar örmüştü eski sahipleri ama keşke onlar geri gelse de duvarlarını ben örsem” dedim. Önceki sene sol yanımızdaki çökmek üzere olan evin girişini çevirdikleri demir bariyerleri de kaldırmışlardı. O bariyerler benimle birlikte sanki tüm semti çevreliyorlardı. Sokak kapısından her çıkışımda, tam da açık havaya çıkarken, başıma geçirilmiş ve görüşümü kısıtlayan at gözlükleri gibi görürdüm o engelleri. Sanki önce sağıma ve sonra soluma bakıp ilk anda sokağımı göremediğimde kendimi hazır hissetmezdim çıkıp dolaşmaya. Bugün bu nedenle biraz daha uzun bir süre, önce sağımda olmadığına şükrettiğim duvarı aşarak baktım ve selam verdim o tarafa doğru. Sokak uzunca bir zamandır old...