Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Tabu

Dostum, Önceki gün cuma namazını eda etmek için cemaatle birlikte camideydik. Tövbe tövbe... Yok yok... Bir gurup insanla birlikte camideydik. Hocaefendi kürsüden yaşanan son olayları eleştiriyordu. Yok yav ne efendisi düpedüz imam. Ne yapıyorum? Yahu "hoca" ile "efendi" bu dönemde birlikte kullanılır mı? Bir de "kürsü" demişim. Yahu "imam" dediğin artık terör örgütü yöneticisi! Vallahi ben kaşınıyorum. Baştan alalım... Dün cuma namazını eda etmek için bir gurup müslüman ile birlikte camideydik. Beyfendi yüksekçe bir yerde son yaşanan olayları eleştiriyordu. Sonra camiye siyaset sokmayı hiç sevmediğinden falan da bahsetti. Bunun yanlışlığına değinirken şu toplu mitingin ne kadar önemli olduğundan bahsetmeyi de unutmadı. Tüm siyaset bileşenleri orada olacakmış, biz cami içindeki topluluğun da orada olması gerekiyormuş... Ne zor değil mi? Tabu oynamayı hiç beceremedim zaten. Yasaklı kelimelere alerjim var. Yapacak birşey yok. Oysa hayatımız...

Hayat

Ne kadar az yazmaya başladım. Ne yazsam birine dokunacak diye çekiniyorum. Kimi işe, kimi eşe, kimi kardeşe dokunacak onlarca can acıtıcı şey. Bir süredir liste tutuyorum. İnsanları çok eleştirmek gibi bir meslek hastalığına kapıldığımı farkettiğimden beri doğrudan eleştiri yapmamaya çalışıyorum. İş yerinde hayatımız kritik yapmak ve eleştirmekle geçiyor zaten. Liste dediysem öyle planlı programlı birşey değil. Ama kendi içinde de bir düzene sahip değil desem yalan olur. Aradığım şeyi bulmakta çok zorlanmıyorum. Liste basitçe şöyle işliyor; eleştirmek istediğim bir olay ile karşılaştığımda olayı sıcağı sıcağına not ediyor; tarih, saat, yer ve kendi düşüncemi de ekleyerek kayıt ediyorum. Sonrada değiştiremeyeyim diye metinden görüntüye çevirip saklıyorum. Bir süre sonra olayın sonuçları/etkileri ortaya çıktığında ne yazdığıma dönüp bakıyorum. Bazılarında yanlış düşündüğümü, olayı tam anlayamadığımı ve eleştiri yapsam haksız olacağımı belki de olayları olmaması gereken bir yö...

Kaptan'ı da everdik

Hafta sonu çocukluktan beri arkadaşım olan Murat'ı da everdik. Adam kaptan olunca düğünü de teknede oluyor tabii... Düğün 15 Temmuz sonrasına denk gelince gündem de belli oluyor. Boğazda turlarken savaş gazisi gibiydi şehir; her semt farklı bir olayla hatırlatıyordu kendini... Allah tekrarını yaşatmasın. Kaptan ve İlkay'a da Allah bir ömür boyu mutlu, huzurlu, sağlıklı bir birliktelik nasip etsin.

Taksim Topçu Kışlası

Yok! Ben bir çıkış yolu bulamıyorum. Toplumca büyük sıkıntılarımız var. Bireysel olarak hemen herkes normal davranıyor, normal koşullarda sıradan hayatlar yaşıyor. Ama toplumsal olarak tam bir erken bunama halinde, tam bir şizofren gibi davranıyoruz. Belki de iyi, çok iyi sosyologlarımız olmadığı ya da toplum önderlerimizin kendisinde bazı problemler bireysel seviyede bulunduğu içindir. Ancak her ne olursa olsun toplumsal rahatsızlıklarımız olduğu tespitini yapmak, hatta bunu bir hastalık olarak düşünerek teşhis koymak hiçte zor değil. Örneğin toplumsal hafızamızda bir yönü ile şizofrenlik bir yönüyle erken bunama belirtileri her yerde görmek mümkün. Yakın geçmişi o kadar çabuk unutuyoruz ki bir insanın “inan sabah ne yediğimi hatırlamıyorum” sözü bile hafif kalıyor. Birilerini ya çok seviyor ya da çok nefret ediyoruz. Toplumsal manik durum –bipolar- bozukluğu... Toplum hayatında evirilme ve değişimler o kadar uzun yıllara yayılır ki yüz yıllar normal bir insan hayatındaki değişimle kı...

15 Temmuz 2016

Başka ne başlık atılabilir ki! Henüz o gün ve sonrasında yaşananların ne olduğunu kimse bilmiyor. Kafamda sayısız, sınırsız sorular dolaşıyor. 15 Temmuz 2016 günü ben "kutsal topraklar"da yani Rize'deyken, akşamın ilerleyen saatlerinde üniversiteden arkadaşım, İsmail, aradı. Seyretmediğim malum olmuş. "Hemen haber kanalını aç neler olduğuna bak. Asker köprüleri kapatmış. Muhtemelen darbe yapıyorlar." dedi. Sessiz sakin bir şekilde karşıladım ve aşağıdaki cümlenin aynısını kendisine de söyledim. O sıralar daha kimse ne olduğunu anlayamamıştı. Henüz aşağıdaki açıklama da yapılmamıştı ve önce "kalkışma" sonra "darbe girişimi" olarak adlandırılan olaylar henüz başlangıç aşamasındaydı. İşin rengi belli olmaya başladığında; hala anlam veremediğim olayların sabaha çıkmayacağı, en kötü ihtimalle hafta başını bulmayacağına inanıyor ve etrafımdaki herkesi de inandırmaya çalışıyordum. Sonra bir bir siyasiler, Başbakan, Cumhurbaşkanı ve diğ...

Dış Politika

Reel politik konuşmaktan, günlük siyasetin hamasetinden kurtulamadık. Yine eskiye döndük. Aman efendim şununla iyi geçinmek lazım terör azar! Aman efendim buna dikkat etmek lazım turizm sektörü batar! Adam düpedüz diktatör ve ülkenin seçilmiş devlet başkanı idama mahkum edilmiş bir şekilde hapiste ama bize ne! İyi ilişkiler geliştirmek önemli... Onun ayağını yıka, bunun kıçını yala... Ne güzel dış politika... Onurlu yalnızlık reel politik gereği saçmaymış ve işletilemezmiş. Mazlumun hakkını haykırmak "dostlarımızı" gücendiriyormuş. İlhak edilen yerlere ne karışıyormuşuz. Lakin ilhak etmesek de Kıbrıs meselesinde biraz daha ılımlı olup AB, ABD, İngiltere ve Rusya ile görüş alış verişinde bulunmak ve onları dinlemek çok önemliymiş... Bu onların bizim işimize karışması anlamına gelmiyormuş. Çok açık ve net bir şekilde yazayım. Düne kadar uyguladığımız dış politikanın yegane yanlış tarafı ülkelerin içinin karışmasına ve iç savaşlara zemin hazırlamasına yol açmasıydı...

Şaşkın Demokrat

Siyaset konuşmaktan iflahımız kesildi. Haberlerde siyasetçi görmediğimiz gün kalmadı! Siyasetsiz konuşabildiğimiz şeylerin de sayısı oldukça azaldı. Bir de bu ortamda herkes demokrasi havarisi, herkes aşırı demokrat. Peki ama kime ve nasıl? Demokrasi dediğimiz şey; bir gurubun, yine aynı gurup adına gurubun yararlarını gözeterek kararlar alması için gurubun bütünü ya da çoğunluğu tarafından seçilmesine verilen ad olarak kullanılıyor. Oysa bu kadarla sınırlı değil. Doğrudan demokrasi, katılımcı demokrasi ve hatta komünist demokrasi gibi türevleri dahi var. Hepsinde topluluğun yararı ve faydasının gözetilmesi ortak payda olarak karşımıza çıkıyor. Kimi eşitlikçi olarak adeleti ve dolayısıyla herkesin mutluluğunu sağlamanın mümkün olduğunu savunurken, libarel demokrasi gibi kavramlar hak edenin hakettiği kadar fayda sağladığı sistemin en iyisi olduğunu söylüyor. Peki biz ne diyoruz? Özel yaşantımızda ne durumdayız? Kendi hayatlarımızdaki toplulukları nasıl yönetiyoruz? Nasıl yöneti...